Eğitim Sosyolojisinin Önemi ve Diğer Bilimlerle İlişkisi

Eğitim Sosyolojisinin Önemi

Eğitim sosyolojisi, toplumun bir kesimini oluşturan tüm eğitimciler, öğretmenler, davranış bilimleri ve eğitimsel süreçlerle ilgili tüm araştırıcılar için gerekli bir çalışma alanıdır. Eğitimcilerin, eğitim sosyolojisi bilmelerinin nedenlerini birkaç noktada toplamak mümkündür:

1. Bugün eğitimciler, geçmiştekinden daha çok çeşitli toplumsal sınıflardan, ırklardan, yabacı kökenli ve çok farklı tipteki komşuluk çevrelerinden gelen öğrencilere kavramsal araçlar ve toplumsal beceriler öğretmektedirler. Eğitimcilere bu bilgiyi eğitim sosyolojisi sağlayabilir.

2. Öğretmen, eğitim sosyolojisi ile okul ve toplum konusunda daha tam bir görüşe sahip olur. Aynı biçimde öğrenci de eğitim psikolojisi, felsefesi ve tarihi ile eğitim sosyolojisi bilgileriyle geniş düşünebilme yeteneği kazanabilir. Bireyin görüş açısını genişletir.

3. Bugün eğitimci, araştırma sonucu yayınlanan incelemeleri yorumlamak, temel istatiksel araştırmalar yapmak ve genel olarak araştırmada yeterli bir düzeye varmak ihtiyacındadır. Eğitim sosyolojisi ise, bilimsel bilgi ve araştırma yöntem ve tekniklerini grup davranışı ile ilgili araştırmalarda kullanan ve bu yetenekleri eğitimcilere sağlayan bir disiplindir.

4. Eğitim sosyolojisi, eğitimciyi mesleksel davranış ve tutumlarında bölgecilikten kaçınmaya yardım eder. Ona başkalarının da geçerli, yürürlükte olan bir kültürleri olduğu bilgisini sağlamaya çalışır.

5. Eğitim politikasını saptayan eğitimciler, eğitimi, eğitim sistemini etkileyen toplumsal güçler ve biçimleri hakkında hatırı sayılır derecede bilgiyi eğitim sosyolojisi yoluyla edinirler.

6. Bütün eğitimciler, bizatihi okul içinde yerine getirilen farklı toplumsal roller hakkında bu disiplin yoluyla daha iyi görüş kazanır.

7. Eğitim sosyolojisi, ayrıca, eğitsel psikoloji ve eğitsel felsefe ile birlikte muayyen nüfus birimleri arasında uygulanacak ya da uygulanmayacak politikanın saptanmasında eğitimcilere yardımcı olarak onlara yan katkılarda bulunabilir. Güdülecek politikanın tayininde eğitim sosyolojisi, okul ile çevrenin başarıya ulaşması için amaçların saptanmasında kullanılabilir.

8. Toplumsal gelişmeye bireyin katkısı, rol, süreç, kurum, işlev vb. gibi sosyolojik kavramların teknik çözümlenişinin bilinmesiyle daha fazladır. Eğitim sosyolojisi de bu kavramları eğitimle ilgileri açısından inceler.

9. Toplumdaki rollerin yerine getirilmesi, bilimsel sosyolojik bilgi sayesinde daha başarılı olur.

10. Eğitim sistemimizin düzeltilmesi çalışmalarında, çeşitli ülkelerin benzer sorunlar karşısındaki tutumlarının öğrenilmesinde ve ülke gerçeklerine uyan bir eğitim sistemi modelinin geliştirilmesinde bu disiplinin büyük bir katkısı vardır.

11. Bu alandaki çalışmalar, araştırmalar ve elde edilen kuramsal yasalar, aynı zamanda sosyoloji bilimine ve gelişmesine akademik bakımdan katkıda bulunur.

Eğitim Sosyolojisinin Diğer Davranış Bilimleri ile İlişkisi

Eğitim sosyolojisi, diğer davranış bilimlerinden eğitim antropolojisi, eğitim psikolojisi ile klinik ve medikal psikoloji ile yakından ilişkilidir. Bu ilişki en geniş kapsamlıdan en dar kapsamlıya doğru aşağıdaki şekildedir:

1. Eğitim Antropolojisi 2. Eğitim Sosyolojisi 3. Eğitim Psikolojisi Klinik ve Medikal Psikoloji

Eğitim antropolojisi, insanın yeryüzünde bugünkü durumuna kadarki eğitici süreçleriyle ilgilenir. Özellikle, insanın toplumsallaşma ve kültürleşme süreçlerinin genel özellikleri üzerinde durur. İnsanın eğitici süreçleri ve doğuşundan bugüne kadarki yapısını karşılaştırmalı olarak inceler.

İkinci geniş kapsamlı olan eğitim sosyolojisi, modern eğitsel sistemlerdeki grup ilişkileriyle uğraşır. Daha çok, eğitici süreçler ve sistemlerle etkileşim açısından grupların yapı ve işlev incelemesi üzerinde durur.

Eğitim psikolojisi, grup süreç ve davranışlarını bireysel öğretim süreçleriyle ilgili olarak ele alır. Kısaca, birey ve onun öğrenim süreçleriyle ilgilenir. Akıl ve zihinsel süreçler üzerinde daha fazla durur.

Klinik ve medikal psikoloji ise, yine, insanın öğrenme süreciyle ilgilidir. Konunun içsel ve psikolojik yönleriyle ilgilenir. Özellikle bireyin öğrenme yeteneğinin psikolojik süreçleri, bu disiplinin inceleme alanını oluşturur. Araştırmalar hastanelerde yapılır ve tıbbî fizikçilerle sıkı ilişki kurulur.

Böylece, davranışsal bilimlerde öğretilen konular makroskopik yönden mikroskopik yöne doğru hareket eder. Bu durumda eğitim sosyolojisi biraz orta durumdadır. Çünkü insanın evrensel bireysel özellikleriyle fazla ilgilenmez. İnsan türünün eğitsel süreçteki grup davranışı ile ilgilenir. Böylece eğitim sosyolojisi eğitim antropolojisi ile eğitim psikolojisi arasında bir yerdedir.

Bu disiplinler yanında eğitim sosyolojisi; genel sosyoloji, kültürel antropoloji ve toplum psikolojisi ile sıkı bir işbirliği halindedir. Tarih, Ekonomi ve Siyaset de diğer ilgilendiği bilim dallarıdır.

Türkiye’de Eğitim Sosyolojisi Öğretimi

Ziya Gökalp, Prens Sabahattin, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve daha sonraki Türk sosyologları, eğitimle ilgilenirken, onun toplumla ilişkilerine de değinmiş ve ülkemizde bir eğitim sosyolojisi disiplininin doğmasına düşünsel yönden hazırlayarak ilk katkıda bulunmuşlardır.

Z. Gökalp, İ.H. Baltacıoğlu ve Ethem Nejat toplumcu görüşü; Prens Sabahattin, Satı Bey ve Abdullah Cevdet de bireyci görüşü temsil etmektedirler.

Ziya Gökalp: Milli Eğitim

Ziya Gökalp, eğitimin milli olması gerektiğini savunmaktadır. Ona göre eğitimin milli olup olmamasına göre toplumlar üçe ayrılır:

1. İlkel toplumlarda eğitim, milli olmakla birlikte kısmîdir. Çocuk genel kültür almayıp aşirete ait kısmî kültürü edinir.

2. Modern ilerlemeyi kabul eden kavimler, yeni bir uygarlık zümresine girerler. Kitaplar, okullar ve öğretmenlerle bu uygarlık kendisini o kavmin çocuklarına öğrettirir. Bu kavimde milli kültür, milletler arası uygarlığın gelenekleri altında kaybolur. Bu durumda eğitim, milli değil, milletlerarasıdır. Okullar, çocuklara milli kültürü değil, milletlerarası uygarlığı aşılamaya çalışır.

3. Modern milletler ise milli kültürü arar ve eğitimleri de milli olur.

Ziya Gökalp: Eğitimin Amacı

Gökalp, eğitimin yararcılık temeline dayanmasına karşıdır. Ona göre eğitimin amacı çok para kazanmak olmamalıdır. Eğitim; yarar gütmezlik, vatan severlik, fedakârlık gibi karakter geliştirme özelliklerini de aşılamalıdır. Modern eğitim ancak modern bir devlette bulunabilir.

Gökalp’e göre eğitim, toplumun bireyleri üzerinde toplumsallaştırma işidir. Toplum, bireyler toplumsallaşırken bunun iyi ya da kötü oluşuna göre bir değerlendirme yapar. Bu durumda ödül ve ceza kavramları ortaya çıkar.

Ziya Gökalp: Kozmopolit Eğitim

Ülkemizde medrese ve okulun, eğittiği kişilerin ahlak ve karakterini bozduğunu söyler. Oysaki başka ülkelerde en karakterli ve ahlaklı kişiler, en fazla eğitim görmüş kişilerdir. Bizdeki bu ters durumun nedeni, eğitimimizin milli değil kozmopolit olmasıdır.

Ziya Gökalp: Eğitim Türleri

Gökalp, Türk literatüründe ilk kez örgün ve örgün olmayan eğitim ayrımını yaparak yaparak, örgün olmayan eğitimden yana tavır takınmıştır. Çünkü yaygın eğitim, hali hazırdaki toplumun vicdanını nakleder. Örgün eğitim ise, çocuklara toplumun geçmişte toplanmış zihinsel birikimini verir.

Eğitim, bir toplumda, yetişkin kuşağın henüz yeni yetişmeye başlayan kuşağa düşüncelerini ve duygularını vermesidir. Bu veriş iki türlüdür. Birincisinde, yetişkinler, haberleri olmadan, konuşmalarıyla hareketleriyle canlı örnekler oluşturarak genç kuşakları etkilerler. İkincisinde ise yetişkinler, resmi görevler alarak etkide bulunurlar.

Toplumun bireylere yaygın eğitim yoluyla verdiği kurumların toplamına kültür; önceki kuşağın sonraki kuşağa örgün eğitim yoluyla devretmeye çalıştığı eserlerin toplamına maarif denir. Gökalp, Türkiye’de eğitim sosyolojisinin temellerini oluşturmuştur. Bu alandaki görüşleri hâlâ güncelliğini korumaktadır. Özellikle eğitimde reform dendiğinde her zaman Ziya Gökalp akla gelmektedir.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu (1889-1978)

Eğitim sistemimizin ulusal olmayışından, biçimsel yenileşme hareketlerinde ve okul programlarındaki Batı taklitçiliğinden yakınmıştır. Üretici bir eğitim sistemini savunmuştur. Öğrencilerini çevre inceleme gezilerine çıkarmış, okul tiyatrosu kurmuş ve oyunlar yazmıştır. Açık hava okulu, doğayı tanıma ve öğrencileri açık havada geliştirmek onun getirdiği yeniliklerdir. Türkiye’de ilk karma eğitimi başlatmıştır. Sanat ve elişi yoluyla eğitimin sadece ilkokullarda değil, ortaöğretimde geliştirilmesine çalışmıştır.

Bu ilkelere göre temellendirilmiş «içtimaî mektep» dediği yeni bir okul modelini önermektedir. Bu okul üretim okuludur ve demokratiktir. Üretim önemlidir, kuramsal ve uygulamalı ders biçiminde bir ikilik değil, bütünlük vardır. Üretici adam yetiştirmek eğitimin amacı olmalıdır.

Ethem Nejat (1882-1921)

Bilgiye değil, milli duygulara dayanan, gençleri canlı, güçlü, becerikli yetiştirmeye yönelik bir eğitimi savunmuştur. Beden eğitimi, müzik, el işleri ve özellikle tarım derslerinin önemle ele alınmasını istemiştir. Tarıma dayanan ve köylerin kalkınmasına katkıda bulunacak bir eğitimi savunmuştur. Bu konudaki görüşleri Köy Enstitülerinin açılması için fikir kaynağı olmuştur.

Çevreyi korumanın önemine vurgu yapmıştır. Eğitimde uygulamaya önem vermiş, öğretmen okulu öğrencilerini köylere götürerek köylülerle ilişki kurdurmuş, onlara toplumsal çevrelerini tanımayı öğretmiştir. Geziler yaptırarak öğrencilerin çevrelerini ve yurtlarını tanımalarını sağlamıştır.

Prens Sabahattin

Kişiliğe önem vermeyen eğitim sistemi ve merkeziyetçiliğe dayanan yönetim sistemi, toplumsal yapımızda sorun doğurmaktadır. Eğitim kişiliğin gelişmesine yardım etmelidir. Ailelerimiz çocuklarını özgür bir yaşama hazırlamıyor, onlara özel çalışma girişkenliklerine dayanarak yaşamak ve yükselebilmek gücünü veremiyor.

Tüketici memur tipi yerine kedi kendine yeten, üretici, kişisel girişkenlik eğitimi almış kişiler yetiştirmeliyiz. Öğrenim, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kişiliğin gelişmesini sağlayacak etkin bir eğitimin yordayıcısı olmalıdır. Hazır konumlar sağlamaya yarayan bir araç değil, kişisel girişkenliği verimli kılacak bir araç sayılan öğrenimin bütün, derecelerinde programlarıyla pratik yaşamın gösterebildiği çeşitli ihtiyaçları karşılayabilmek gerekir.

Yönetim yaşamımızda merkezi sistem, çok giderle az iş görülmesine, yörenin özel sorunlarının merkezden kavranamamasına yol açmaktadır. Bu sakıncaları gidermek için yönetimde adem-i merkeziyetçiliğe giderek, yetkilerin bir kısmını yerel yönetimlere devretmeliyiz. Böylece az giderle daha fazla iş görülmüş olacak, yöre ile ilgili işleri yakından bilen kişilerden yararlanılacaktır.

Satı Bey, Abdullah Cevdet

Satı Bey’e göre eğitimin görevi, kişideki ruhsal yetenekleri geliştirerek toplumsal yaşama geçişi sağlamaktır. O halde eğitim, hem bireyin kişisel yeteneklerini geliştirecek hem de genel yeteneklerini artıracaktır. Abdullah Cevdet’e göre eğitim, biyolojik üstünlükler gösteren «seçkin»i geliştirmeli, halkı yönetimi denetleyecek düzeye getirebilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.