“Olağanüstü Bir Gece” Romanının İncelenmesi

Stefan ZWEİG, 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig, 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Lotte ile birlikte, savaşın neden olduğu derin umutsuzluk duygusuyla yarattığı birçok roman kahramanı gibi ölümü seçti.

Stefan ZWEİG – Olağanüstü Bir Gece
Olağanüstü Bir Gece, sıradan ve tasasız bir hayat yaşarken ailesinden kalan mirasla bir anda varoluşunu temelden sorgulayan bir adamın hikâyesi… Hayata karşı duyarsızlaşan, duygularını yitiren ve hissetmeyi unutan bir adamın sadece bir gecede ruhunu derinliklerinde gelen ve toplumun çizgisinden çıkmasına neden olan bir sorgulama…

İnsan olmanın ne olduğu, tutkunun ve en dibe vurmanın yoğunluğu Stefan Zweig’in derinden düşündüren bu eserinde okurla buluşuyor. Hayatını sorgulayarak ruhsal bir dönüşüme giden sıradan bir adamın olağanüstü bir gecesi…

ROMANIN İNCELEMESİ
Burada karşımıza iki tür inceleme yolu / metodu çıkmaktadır:
A. Yüzeysel Yapı İncelemesi
B. Anlatısal Yapı İncelemesi

Yüzeysel Yapı İncelemesi

1- Yazar İle Anlatıcı Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi:
Olağanüstü Bir Gece romanında yazar ile anlatıcı arasındaki ilişki ilk elden, birinci derece bir ilişki olarak nitelendirilebilir. Çünkü bu uzun öyküde anlatı kişisi başkahramandır. Nesnel gerçeklikteki yazar ( erkek ) Zweig iken nesnel gerçeklikten bağımsız olan kurgusal gerçeklikte anlatıcı, karşımıza adını bilmediğimiz, kendisi hakkında bildiklerimiz sadece yazdığı uzunca metinde geçen birkaç cümle ile sınırlı, ailesinden kalan yüklü miktarda bir mirasla hayatını tasasız bir şekilde sürdüren zengin bir erkek karakter olarak boy gösterir. Sözcelem öznesi ( yazar – Zweig ) kurmaca olayları aktarmak için metinde benöyküsel anlatıcıyı kullanmıştır. Bunu        ” …Bu konuyu hiçbir dostuma açmadım; hem işin özünü onlara aktaramama endişemden hem de böylesi tesadüfi olayın beni bu denli sarsmış ve alt üst etmiş olması karşında duyduğum mahcubiyetten dolayı…” ( sayfa 8 ) cümlesinden teyit edebiliyoruz.
Burada değinmemiz gereken ufak bir nokta da var ki o da şudur: Uzun öyküye geçmeden önce öykünün çıkış noktası hakkında bilgiler verilerek bir üst kurmaca tekniği göz çarpmaktadır. Çünkü burada metnin kaleme alınmasından önceki şartlar hakkında Zweig, okuyucuya bilgi vermektedir: ”İlerleyen sayfalar, yedek üsteğmen olarak 1914 sonbaharında, Avusturya hafif süvari alayıyla katıldığı Rava Ruska muharebesinde hayatını kaybeden Baron Friedrich Michael von R’nin yazı masasında mühürlü bir paket halinde bulundu.” ( sayfa 7 )

2- Bakış Açısının ( odaklayımın ) Belirlenmesi:
Sözcelem öznesi ( yazar – Zweig ), birinci dereceden bir kahramanın bakış açısı ile olayları, nesneleri, kahraman(lar)ı, görür, betimler. Öyküdeki olayları anlatan benöyküsel anlatıcı, olayları anlatı kahramanı von R kadar bilmektedir. Ondan daha fazla bilgisi yoktur. Bu anlatıda birliktegörü, yani iç odaklayım söz konusudur. Bu yüzden başkahraman von R hakkında olsun, yardımcı kahramanlar hakkında olsun bildiklerimiz yalnızca başkahramanın anlattıklarıyla sınırlıdır. Sözcelem öznesi de iç odaklayım nedeniyle kahramanlar hakkında fazlaca bilgiye sahip değildir.

3- Anlatı Kişilerinin İncelenmesi:

Kişi1 ( Benöyküsel anlatıcı ): Michael von R, ailesinden kendisine kalan yüklü bir miras sonucu subaylıktan emekliye ayrılan baron yaşadığı burjuva hayatında her şeye sahiptir ve en büyük tutkuları antika eşyaları biriktirmektir ve kadınlardır. Bir gün sevgilisinden aldığı ayrılık mektubunu okuduktan sonra hiçbir şey hissetmediğini fark eder ve şok olur. Bu durum üzerine biraz düşündüğünde aslında son altı aydır sahip olduğu bütün bu güzelliklere rağmen heyecanını kaybettiğini görür. Artık her şey ona sıradan gelmektedir ve hayatından mutluluk duymamaktadır:

“…Her geçen gün daha az, daha güçsüz şekilde arzuladığımı fark ediyordum, öyle ki duygularıma bir nevi atalet hâkim olmuştu, hatta – belki böylesi bir ifade daha doğru olacaktır – zihinsel bir iktidarsızlıktan, hayata tutkuyla tutunma becerisinin yokluğundan muzdariptim. Bu marazımı önce küçük emarelerde gördüm. Tiyatroya ve belli bazı gösterişli etkinliklere giderek daha az iştirak ediyor, bana övülen kitapları sipariş edip bunları, kapakları dahi açılmadan haftalarca yazı masasının üzerinde bekletiyor, sevdiğim nesneleri mekanik şekilde biriktirmeyi sürdürüp kadeh ve antikalar satın alıyor ancak bunları tasnif etmeye bile vakit ayırmıyor ve uzun süre aradığım nadir bir parçadan beklenmedik bir anda kucağıma düşmesine bile sevinemiyordum…             …. Ne var ki kaderden talep ettiğim her şeyi almaya, hatta bunun ötesinde artık bir şey istememeye alışmış olmam, belli bir heyecan eksikliği, hayatın içinde bir cansızlık doğuruyordu…” (Syf: 14 – 15)

4- Eylemlerin ve Bu Eylemlerin İşlevlerinin Belirlenmesi:

Olağanüstü Bir Gece adlı uzun öyküde ön plana çıkan eylemler daha çok geçmişe dönüş, geçmişten kesitler şeklinde gerçekleşmektedir. Michael von R’ye kaybettiği ailesinden miras kalmasıyla başlayan eylemler silsilesi sözcelem öznesi tarafından benöyküsel anlatıcı aracılığıyla dinleyiciye sunulur. Öyle bir silsile ki başkahramana ilk başlarda zengin, istediği her şeyi rahatça elde edebilen, tutkulu olduğu antika eşyalara ve kadınlara kolayca ulaşılabilen, tamamen rahat ve tasasız bir hayat sunar. Fakat bu gidişat, istediği her şeyi zahmetsizce ve istisnasız olarak kolayca elde edebilme bir yerden sonra hayata karşı bir amaçsızlık, hedefsizlik ve tatminsizlik haline dönüşüyor. Başkahraman, bu yoğun belirsizlik ve tatminsizlik durumları sonucunda gittikçe hayata karşı daha duyarsız, umarsız ve hissiyatı kaybolmuş bir karaktere dönüşür. Zweig’in ‘’ Olağanüstü Bir Gece ‘’ diye tabir edip bu uzun öyküye isim olarak da verdiği gecede Micahael von R, eve dönmek yerine sokaklarda yürüyüş yapmaya karar verir. Yürüyüş yaptığı sırada kendisini tav etmeye çalışan bir sokak kadını fark eder ve zihninde bu kadınla biraz oyun oynama fikri belirir. Kadına kaş göz işaretleriyle komutlar vererek yanına gelmesini rica eder. Yanına yaklaşan kadın direkt von R’nin koluna girer ve samimi bir şekilde sarılarak yürümeye başlar, hiçbir şey konuşmadan fakat karşılıklı anlaşmış gibi ağaçlık kuytu alana doğru yürürler.

Başkahramanın kafasında hala oyun oynama düşünceleri cirit atarken kadının para karşılığı ilişki için bile olsa kendisine böyle yakınlaşması, sıcak davranması ve kahramanın kendisini sıcak hissetmesine sebep olması von R’nin iç dünyasında yoğun bir hissiyat ve kurnazlık çatışması doğurur. Bu sırada yanlarına yaklaşarak ‘’ Sizin gibi bir beyefendiye hiç yakışıyor mu bu şekilde şeyler, derhal önümüze düşünüz, sizi polise teslim edeceğiz. ‘’ diyen iki serseriyle karşılaşırlar. von R, ilk etapta bu iki serserinin yanındaki kadın ile ortak çalışarak bu yöntemle zengin erkekleri sizi polise şikâyet edeceğiz tuzağına düşürerek para koparma derdinde olup olmadıklarını kafasında tartar. Fakat bu iki ‘’ serseri ‘’nin amaçlarının para koparmak olmadığını, kadının da onları hiç tanımadığını, hatta onlardan korktuğu için kendisini bir koruyucu olarak gördüğünü ve serserilerden korunma niyetiyle kendisinin arkasına masumca saklandığını görünce düşündüklerinin yanlış olduğunu anlar. Serserilerin amacı sadece suç olan bir şeyi engellemek ve polise bildirmektir. Bunu gören von R, serserilere büyük bir sempati duymaya başlar ve serseri gençler paranın lafını hiç etmemiş olmalarına karşın onlara para vermeyi teklif eder. Gençler buna şaşırır. Ne kadar istediklerini sorar ve istediklerinin çok daha fazlasını verir. Kadına da bir miktar para vermeyi ihmal etmez ve oradan uzaklaşır. Tuhaf bir duygu halinde insanların arasında dolanırken hayatında ilk defa karşılaştığı hayat kadını ve serseri erkeklerle olan sohbetleri onu çok etkiler. Gündüz at yarışında haksız bir şekilde kazandığı paraları o gece ihtiyacı olan herkese dağıtır ve kendini ruhsal anlamda inanılmaz hafiflemiş hisseder. En sonunda hayatının amacını ve kendi benliğini tekrar keşfetmiştir. Artık bilinçlidir ve kendini yalnız hissetmemektedir. Tekdüze giden hayatının getirdiği aynı duyguları yaşamak yerine artık gelişen biliciyle kendini diğer duyguları yaşarken bulmuştur: yanlış olanı yapmamak, insanlara sevgi duymak, sıcaklık hissetmek, insanlara duygusal olarak yakın olmak ve en önemlisi insanlara yardım ederek onları mutlu etmek. Bu duyguları çok uzun bir zaman sonra yeniden yaşamak R’yi kendine getirecektir. Yaşadığı o gece sayesinde kendini yeniden keşfetmenin bilinciyle artık daha gerçek hissetmektedir.
İşte o ‘’Olağanüstü Bir Gece’’de yaşadıkları hayatının geri kalanının tamamını derinden etkiler ve benliğinde yoğun değişikliklere sebep olur.

5- Kurmaca ve Öyküleme Zamanları Arasındaki İlişkinin Çözümlenmesi:
Kültürel ve çok boyutlu bir sorunsal olan zaman kavramının incelenmesi, sözceleme durumunun incelenip çözümlenmesi için oldukça önemlidir. Anlatısal tipteki metinlerde zaman olgusunun doğru bir şekilde incelenmesi kurmaca ve öyküleme zamanları arasındaki ilişkinin doğru bir şekilde çözümlenmesine bağlıdır.

Öyküleme Zamanı:
Sözcelem öznesinin bu anlatısal metni kaleme aldığı zamanı öyküde verilen bilgilerden hareketle 1914 yılı sonrası, tahminen 1915-1917 yılları olduğunu varsayıyoruz:
‘’ İlerleyen sayfalar, yedek üsteğmen olarak 1914 yılı sonbaharında, Avusturya hafif süvari alayıyla katıldığı Rava Ruska muharebesinde hayatını kaybeden Micahael von R’nin yazı masasında mühürlü bir paket halinde bulundu…’’ ( Syf: 7 )

Bu dönem, Birinci Dünya Savaşı’nın en kızgın yılları, savaş tarafları tüm ülkelerin maddi manevi büyük bir yıkım hali ve aynı zamanda devletlerin ve toplumların hızlı bir değişim seyri içerisinde bulunduğu bir dönemi kapsar. Fakat dönemin büyük Avrupa şehirleri Paris, Londra ve Viyana ile bu şehirlerde yaşayan zengin elit kesimler tarihi dönemin bu olumsuz etkilerini neredeyse hiç yaşamamış gibilerdir. Bunu, romanın ilerleyen sayfalarında kendine yer bulan kimi ifadelerden hareketle görebiliyor ve dönemin sosyal yaşantısı ile ilgili çeşitli ipuçlarına ulaşmak mümkündür.

Kurmaca Zaman: Anlatının, geriye dönüş tekniği kullanılarak o ‘’ Olağanüstü Bir Gece’’nin ve o gece yaşananların hikaye edilmeye başlandığı noktada kurmaca zamanla ilgili ilk ve belki de son ifadeyi görüyoruz: ‘’ Kendim için bir kez daha anlatmak istediğim o malum gün de son derece sıradan, özelliksiz ve hiçbir uyarı olmadan başladı. 7 Haziran 1913 günü…’’ ( Syf: 19 )
Metnin geri kalanında kurmaca zamana işaret eden çeşitli sözceler ( güneşli bir yaz günü, bir pazar günü, öğleden sonrası, yarışın çoktan başlamış olması, havanın kararmış olması, gecenin ilerleyen saatleri… ) de, kurmaca zaman ile ilgili okura bilgiler sunmaktadır. Öte yandan romanda – özellikle de von R’nin başından geçen olayları anlatmasında– kurmaca zamanın geriye dönüş tekniği kullanılmaktadır.

 6- Öyküdeki Uzamın İncelenmesi

Öyküleme uzamı olarak anlatısal metinde işaret edilen bir uzam bulunmamaktadır. Nesnel gerçeklikteki yazar Zweig’in bu anlatısal yapıyı kaleme alırken bulunduğu uzam metinde geçen olayın gölgesinde gizli kalmaktadır. Öykü uzamı da tam anlamıyla sınırlandırılmış değildir. Uzun öyküde ifade edilen olayların birbirleriyle bağlantılı bir şekilde fakat birbirlerinden ayrı birer zaman ve mekanlarda gerçekleşmiş olması bize uzam olarak niteleyebileceğimiz birden fazla figüratif unsuz vermektedir: Viyana, Graben Bulvarı, Ring Caddesi, Prater ( ağaçlık bir sahil korusu ), Freudenau, Hipodrom ( at yarışı ), Kastanienalle Bulvarı,

B. Anlatısal Yapı İncelemesi
Anlatı, bir durum sözcesinin bir edim sözcesiyle başka bir durum sözcesine dönüşmesidir. Buradaki dönüşümden kasıt anlatısal tipteki metnin sonucudur.

B.1. Metnin Anlatı İzlencesi: Metnin anlatısal izlencesinde karşımıza özne, gönderen, değer nesne, yardımcı eyleyen, karşıt eyleyen ve alıcı kavramları çıkmaktadır. Öncelikle bu kavramları tanımlamakta fayda var.

Gönderen;
Özneyi, değer nesneyi elde etmek için zorlayan durum, kişi veya nesnedir.
Özne; Anlatısal tipteki metnin merkezinde yer alıp değer nesneyi elde etmek için çaba gösteren (genelde) anlatı kişisidir.
Değer Nesne; Öznenin, gönderenin de baskısıyla elde etmek istediği, elde ederse haz duyacağı durum, kişi veya nesnedir.
Yardımcı Eyleyen; ( Metinde varsa ) Öznenin değer nesneyi elde etme mücadelesinde özneye olumlu destek veren durum, kişi veya nesnedir.
Karşıt Eyleyen; ( Metinde varsa ) Öznenin değer nesneyi elde etme mücadelesinde özneyi engelleyen durum, kişi veya nesnedir.
Alıcı; Özne, mücadele ekseni sonucunda değer nesneye sahip olabilir yani başarılı olursa alıcı adını alır.

Anlatı izlencesinin çözümlenmesi ise bu kavramları metinde yerlerine koymak olacaktır:
Gönderen kavramını, ailesinden kalan miras sonucu von R’nin hayatında ilk başlarda olumlu gibi görünen fakat temelde olumsuz değişiklikler olan ‘’ istediğini zahmetsizce elde edebilme, bir işe veya uğraşa sahip olmayı gerektirmeyecek kadar zengin olmak ve bunların sonucunda yaşanan tatminsizlik, amaçsızlık ve hayata karşı duygusal duyarsızlık ‘’ olarak eşleştirebiliriz. Tatminsizlik, amaçsızlık ve hayata karşı duyarsızlık, öznemiz von R’yi değer nesneyi elde etmesi için baskılayan bir itici güçtür.

Özne kavramımız ise sevgilisinden yeni ayrılmış ve hayata karşı oldukça duyarsız ve aynı zamanda tasasız bir hayat süren von R’ye karşılık gelmektedir. Anlatısal metnin merkezinde ve olayların içerisinde yer alır başkahramanımız.

Değer nesne, metnimizde von R’nin eskiden yoğun olarak yaşadığı tatmin olma, mutlu ve huzurlu olma ile duygusal olarak hissedebilmek ve duyarlı olmak unsurlarıdır. Öznemiz yeni hayatının getirileri sonucunda eskiden hayatında olan bu unsurları kaybettiği için bu unsurlar değer nesne, yani ulaşılmak istenen değerler haline gelmektedir. Özne de değer nesneyi elde etmek, eskiden yaşayabildiği bu durumları yeniden yaşayabilmek için gönderenin de baskısıyla bir mücadeleye girişir.

Yardımcı eyleyen, metnimizde kendisine sokak kadını, iki serseri, insanlara yardımcı olmak ve insanlara karşı sevgi duymak olarak yer bulmuştur. Şayet bu dört unsur öznemizin değer nesneyi, yani hedeflediği yaşantıyı elde edebilmesinde öznemize olumlu destek vermekte ve öznemizin değer nesneyi elde mücadelesini başarıyla sonuçlandırmasına yardımcı olmaktadır.

Karşıt eyleyen ise metnimizde kendine aileden kalan yüklü miktardaki maddi mirastır. Çünkü, von R’nin bu miras yoluyla yeni ve maddi olarak zengin bir hayata adım atması kendisinde zamanla tatminsizlik, duyarsızlık ve hissiyatsızlık gibi olumsuz duygulara sebep olur. Hatta von R’nin değer nesneyi elde etmesine de engel olmaya çalışmakta fakat başarısız olmaktadır. Nitekim von R, değer nesneyi elde etme mücadelesinde başarılı olmakta, eski yaşamına dönebilmektedir.

Alıcı
kavramı da metnimizde kendine yer bulabilmektedir. Çünkü alıcı, öznenin değer nesneyi elde etmiş haliydi. Uzun öyküde öznemiz değer nesneyi elde etme mücadelesini gönderenin baskısı ve yardımcı eyleyenin de desteği ile başarılı bir şekilde atlatmaktadır. Yani özneyken alıcı konumuna geçmektedir.

Anlatısal tipteki metinlerin sonuç bölümünde öznenin değer nesneyi elde edip edememesine bağlı olarak karşımıza iki sonuç çıkmaktadır: Ayrışımsal durum sözcesi, bağlaşımsal durum sözcesi. Ayrışımsal durum sözcesi, öznenin değer nesneye sahip olamama durumudur. Anlatısal metinler de genellikle ayrışımsal durum sözcesiyle başlar ve metnin gidişatına göre farklı durum sözceleri ortaya çıkar. Bağlaşımsal durum sözcesi ise öznenin değer nesneye sahip oluşunu, mücadelesini başarılı bir şekilde sonuçlandırmasını ifade eder. Mücadele sonucunda özne, değer nesneye sahip olursa bağlaşımsal durum sözcesi söz konusu olur.

‘’Olağanüstü Bir Gece‘’ adlı uzun öykümüzde de başlangıç durumunda öznenin değer nesneye sahip olamayışı nedeniyle ayrışımsal durum sözcesi, metnin sonunda – mücadele sonucunda – da öznenin başarılı olarak değer nesneye sahip olabilmesi sonucunda bağlaşımsal durum durum sözcesinden bahsedilebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir