Toplumsallaşma Süreci

En geniş anlamıyla toplumsallaşma, çocuğun eğitimi demektir. Bu sürece, aynı zamanda, «topluma hazırlanma» denebilir. Bu süreçte birey, belli bir toplumla ve dar anlamda ise belli bir grupla bütünleşmektedir. Birey toplumsallaşırken toplumsal etkileşime de tabi olur.

Toplumsal etkileşme, kişiler ve gruplar arasında buna katılanların davranışlarını değiştiren herhangi bir ilişkiye verilen isimdir. Çocuk, toplumsal etkileşim yoluyla grubunun kültürünü kazanır. Herhangi bir toplumsal etkileşme, davranışları eğitimcinin istediği yönde değiştirdiği takdirde eğitimin bir parçası olabilir.

Çocuk, grup öğrenimi durumlarına, okula gitmeden çok daha önce katılır. En eski ve en temel gruplardan birisi ailedir. Çocuğun gelişmesi bakımından aile, sürekli olarak genişleyen toplumsal ilişki halkalarını içine alır. Çocuk, farklı gruplarda rolünü öğrenmeye başlar ve bu, onun kişiliğinin gelişiminin bir parçasıdır. Her türlü yaşam biçiminde birey, o yaşam biçiminin gerektirdiği davranışları öğrenir.

Okulda iken aynı zamanda çevresindeki diğer örgütlü gruplara da girer. Bunlar; örneğin bir kulüp, serbest zaman etkinlikleri ve daha geçici nitelikteki arkadaş gruplarıyla ilgili olabilir. Okulu bitirince işiyle ve yersel çevredeki tanışıklarıyla ilgili yeni bir iş çevresi içine girer. Bu yüzden yaşamımız boyunca hepimiz, büyük küçük, farklı dayanışma ve düzen düzeylerine sahip pek çok grubun aynı zamanda üyesi oluruz. Bu nedenlerden grup davranışının incelenmesi, eğitimci için büyük önem taşır ve eğitim sosyolojisi için de temel bir inceleme alanını oluşturur.

Toplumsal etkileşimin basın, radyo, film gibi iletişim araçlarını da içine aldığı söylenebilir. Bunlar aynı zamanda kitlenin davranışlarını etkileyen toplumsal tekniklerdir. Eğitimin aracı olduğu kadar propaganda aracı olarak da kullanılabilirler. Onlar bireyin ve onun yakın çevresinin dışında gerçekleşen ve fakat onu en güçlü biçimde etkileyen ve toplumun niteliğini geniş ölçüde yansıtan kültürel etkilerdir.

Toplumdaki her şey eğitsel bir etmen olabilirse okulun işlevinin ne olduğunun tekrar ele alınması gerekmektedir. Okul, daha geniş bir toplumda, toplumsal bir birimdir. Bu birim çok yakın zamana dek fazla soyutlanmış bir birim olmuştur. Okulun, topluluktaki diğer toplumsal gruplarla daha yakın ilişki kurmasını sağlamak gerekir. Bu yüzden ağırlık, ev-okul işbirliği ve ebeveyn-öğretmen ilişkilerine verilmelidir. Bundan başka bu okullar, çevre etkilerini okula getirdikleri gibi, kendi eylemlerini de çevreye yöneltmelidir.

Toplumsallaşma Kavramı ve Özellikleri

Toplumsallaşma, bir kimsenin içinde bir takım işlevleri olabileceği belirli toplum ya da toplumsal kümenin tarzlarını öğrenme sürecidir. Uygun örnekler, değerler ve duyguların kişiselleştirilmesini içerir. Toplumsallaşma süreci, doğuştan başlayarak tüm yaşam boyu süren uzun bir dönemi kapsar. Bu süreç aracılığıyla birey, bir kişilik kazanmaktadır.

Birey toplumsallaşırken, o toplumun isteklerine uyan davranışlar edinmelidir. Bireysel ve toplumsal gereksinimler, kişinin toplumsallaşmasını zorunlu kılar. Bu toplumsallaşma, bireyi, toplumsal sistemin üyesi durumuna getiren bir süreç olmaktadır. Nesnel Bakımdan Toplumsallaşma: Toplumun birey üzerindeki etkisi söz konusudur. Böylece toplum, kendi kültürünü bir kuşaktan diğerine aktarır. Toplum, ortaklaşa olarak benimsediği beklenti ve isteklerini, değer sistemlerini, ideallerini bireye aşılar ve bireye toplumsal rolünü öğretir.

Öznel Bakımdan Toplumsallaşma: Bireyin çevreye uyarlanması olayıdır. Böylece birey, örgütlenmiş toplumsal yaşamın herkes tarafından kabul edilmiş ve onaylanmış hareket biçimlerine uyarlanır. Bu uyarlanma için, toplumun davranış biçimlerini öğrenir. Birey, kültürel değerleri ve normları benimseyip içselleştirir.
Bu iki toplumsallaşmada da birey, benlik ve kişilik kazanır.

1. Toplumsallaşma, daima belirli bir toplum için söz konusudur. Evrensel bir vatandaş olarak toplumsallaşma olanaksızdır. Her birey ancak içinde yaşadığı, içinde doğduğu somut bir toplum tarafından toplumsallaştırılır.

2. Toplumun ya da toplumsal grubun nasıl başladığını, başlangıcını açıklamak, toplumsallaşmanın sorunu değildir. Çocuk doğmadan önce toplumun yaşam biçimi sürmektedir. Toplumsallaşma, her bireyin doğduğu andan itibaren gerçekleşen bir süreçtir.

3. Toplumsallaşma, gruba ya da topluma yeni giren üyelerin etkisiyle ilgilenmez. Toplumsallaşma, kesinlikle tek yönlü bir süreç değildir.

4. Bireylerin yegâneliğini açıklamak, toplumsallaşmanın sorunu değildir. Toplumsallaşma bireysel özellikleri (kişilik gelişimi, deneyimler, soy vb) ve nitelikleri üzerinde durmaz. Fakat kişilik gelişmesinin topluma kültüre uyarlanması ve öğrenilmesi gibi süreçlerin belirlenmesi ile ilgilidir.

5. Bireyin temel dürtü ve gereksinimlerinin nasıl geliştiğini açıklamak da toplumsallaşmanın sorunu değildir. Fakat bireyi, çevresindeki modellerin, simgelerin, beklentilerin ve duyguların öğrenilmesine yetenekliliği yönünden ele alır.

Toplumsallaşma için Gerekli Ön Koşullar

Bir çocuğun toplumsallaşabilmesi için üç ön koşula gereksinim vardır:

1. İçinde toplumsallaşabileceği süregelen bir toplumun, bir dünyanın varlığı,

2. Çocuğun yeterli ve gerekli biyolojik ve kalıtsal özelliklere sahip olması,

3. Çocuğun, öteki insanlarla, doğası gereği bir takım ilişkiler kurma isteği içinde bulunması.

1. Süregelen Bir Toplumun Varlığı

Toplum, birbiriyle uyumlu bir yapılanma oluşturur. Her birey, insanların davranışlarını, düşüncelerini, duygularını nasıl oluşturacağını ve nereye dek götüreceğini önceden kestirebilir. Çocuk, toplumda yaşarken süregelen bir toplumun varlığını hisseder.

Çocuk, toplumda bir yer edinebilmek için bu dünyaya ilişkin bilgi sahibi olmalıdır. Duygularını, düşüncelerini, davranışlarını yönlendiren kültürel yaşamı bir ölçüde tanımalıdır. Yine çocuk, değişik kümeler içinde nasıl yer alabileceğini, bireylerin sahip oldukları konumlardan ne beklendiğini, verili durumlar içinde nasıl davranacağını, toplumsal değişime nasıl ayak uyduracağını iyi bilmelidir.

2. Toplumsallaşmanın Biyolojik Temelleri

Birey, öğrenme ve dili kullanma yönünden doğuştan gelen bir kapasiteye sahip değilse, toplumsallaşma gerçekleşmez.

a. İçgüdü: Türler için biyolojik olarak saptanmış göreli bir karmaşık davranış modelidir. Toplumsallaşma için gereklidir.

b. Fiziksel Bağımlılık: Çocuk belli bir süre fiziksel olarak başkalarına bağımlı kalır. Bu sürede onun bakımı ve eğitimi gereklidir.

c. Öğrenme Kapasitesi: Eğer çocuğun öğrenme kapasitesi yoksa, uzun süre onun doğuştan itibaren başkalarına bağımlılığı verimsiz kalacaktır. İnsan zekâsının en yüksek düzeyi onun iç biyolojik potansiyellerinden biridir.

d. Dil: Öğrenme yeteneği doğrudan dil kapasitesi ile ilgilidir.

3. İnsanın Yaratılışı

Çocuğun öteki insanlarla, doğası gereği bir takım ilişkiler kurma isteği içinde bulunması, sevgi, merhamet, utangaçlık, kıskançlık, acıma, beğenilme vb duygusal bir takım deneyimler kazanması gerekir. Bu hisler ayrı kültürlerde farklı biçimlerde dışa vurulurlar. Ancak bunların varlığı evrenseldir. Bu hisler, bireyin başkalarıyla kaynaşmasını, empati yapabilmesini ve onların duygularını paylaşmasını içerirler.

TOPLUMSALLAŞMA AMAÇLARI

Toplumsallaşma;

1. Tuvalet alışkanlıklarından, bilim yöntemine kadar uzanan temel disiplinleri aşılar.

2. Beklentilerin zihne yerleşmesini sağlar. Örneğin, iyi anne olmak gibi.

3. Toplumsal rolleri ve onları destekleyen tutumları öğretir.

4. Bireye, yetişkin eylemlerine katılması için temel bir hazırlanma ile beceriler öğretir.

TOPLUMSALLAŞMA TİPLERİ

1. Başarılı Toplumsallaşma

Böyle bir toplumsallaşmadan söz edebilmek için,

a. Bireyin daha önceden bildiği tutum ve davranış örneklerini yenilerinden ayırt edebilmesi gerekir.

b. Ödüllendirme ve cezalandırma mekanizmalarından yararlanılması. Aynı zamanda toplumsal denetimin bir aracıdır.

c. İstediği bir hareketten yoksun bırakılan birey karşılaşması ihtimali olan bunalımların uygun bir biçimde yönetilmesi, kişiliği geliştirici bir yönden kullanılması gerekir.

Toplumsallaşma, bireyi geliştirir; teşvik eder, uyarır ve motive eder; bireyde sonsuz bir şevk ve arzu çeşitliliği yaratır; gelişime ve başarıya yöneliktir. Böylece toplumsallaşma hem biçimleyici hem de yaratıcı bir süreçtir.

2. Başarısız Toplumsallaşma
Böyle bir toplumsallaşma, sapıcı davranışlara ve patolojik boyutlara ulaşır.
Toplumsallaşma süreci, her bireyde aynı kalıpta olmaz. Bazı bireyler, içinde yaşadıkları çevrenin uyumsuzlukları nedeniyle, kendi içinde çelişen ya da toplum ölçüleriyle çatışan kalıplar geliştirirler.

TOPLUMSALLAŞMANIN BİREYSEL GÖRÜNÜMLERİ

Toplumsallaşmanın başlıca bireysel görünümleri şu başlıklar altında toplanabilir:

• Toplumsal Bakış Çerçevesi • Toplumsal Kişi • Toplumsal Öğrenim • Bireyselleşme ve Ayna Benlik • Toplumsallaşma Araçları • Toplumsallaşmada Cinsel Rol Farklılaşması • Dinsel Toplumsallaşma

Toplumsal Bakış Çerçevesi

İlk görgü çevresinde edinilen kavramlar sistemini ifade eder. Bireyin kendi toplumunda daha önce biriktirmiş olduğu ilk deneyimler, onun daha sonraki deneyimlerinin temelini oluşturur. Birey daha sonraki deneyimlerinde bu ilk deneyimlerine göre hareket eder. Sosyologlar buna «kültürün içe dönüşü» «bireyler tarafından özümlenmesi» «onun öz malı haline gelişi» derler. Bu ilk deneyimler, bireyin toplumsal durumlarda nasıl hareket edeceğini tayin eden davranış formülleri deposudur.

Toplumsal Kişi

İnsan toplumsal bir yaratıktır. Ona böyle denilmesinin nedeni, onun insan topluluğuna olan doğal eğilimi ve gereksiniminden ötürüdür. İnsanlar yaradılış bakımından başkaları ile ilişki kurmaya muhtaçtır. Birey toplumdan etkilenir, fakat toplumdan aldığı etkileri kendi kişiliğinin özellikleri yönünden karşıt etkilerle ya da tepkilerle değiştirir. Toplumsal kişilik kavramı ise çeşitli toplumsal rollerin birleşimidir.
Her birey bir takım toplumsal roller öğrenmek yoluyla toplumsallaşır.

Toplumsal Öğrenim

Toplumsallaşma süreci, nihai olarak toplumla ilişki yoluyla bireyin öğrenimi gerçeğine irca edilebilir. Bu nedenle buna «toplumsal öğrenim» ya da «toplumsal yetişme» denebilir. Toplumsal durumlardaki öğrenim süreci, insanlarla ve onlar arasında gerçekleşen bir süreçtir ve bu yüzden de daima toplumsal ilişkileri içerir. Toplumsal öğrenimin başlıca ikincil süreçleri «taklit» «telkin» ve «rekabettir».

Taklit: Başkalarının davranışlarını aşağı yukarı aynen tekrarlamaktır.

Telkin: Öğrenim dışında gerçekleşen bir süreçtir. Bu, öğrencinin davranışını değiştirmek isteyen kimselerin çabalarında bulunur.

Rekabet: Bilgi edinilmesinde iki ya da daha fazla kişinin birbirini uyarmasıdır. Bu husus, çocuğun toplumsal öğrenimi açısından çok önemlidir. Çünkü çocuk, başkalarının onaylaması ihtiyacı duyar.
Bireyler, toplumun onayladığı davranış biçimlerini öğrenmekte ve onaylanmayanlardan sakınmakta rekabet edici bir öğrenim sürecine tabi olur. Toplumsal öğrenimin temel ön koşulları ise ilişki ve iletişimdir.

Bireyselleşme ve Ayna Benlik

Her birey, toplumsal deneyimleri kendinde, kişiliğine göre bireyselleştirir. Yalnız bu kavram, toplumsallaşmanın karşıtı değildir. Bu süreçte deneyimler kişiselleştirilir. Her birey yegânedir ve farklı kişiliğe sahiptir. Böylece, bir bireyin kişiliğini oluşturan toplumsal deneyimlerin toplamı hiçbir zaman bir diğer kişininkinin aynısı değildir. Bu yüzden ikisinin toplumsallaşması da yanı değildir. Böylece her kişinin hem yegâne hem de toplumsal olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her birey bulunduğu topluma en iyi uyarlanmayı sağlayan kalıpları benimserken ayrı bir toplumsal kişilik geliştirir.

Toplumsallaşma, bireye kişilik kazandırdığı gibi öz benlik de kazandırmaktadır. Öz benlik, bireyin diğer kişilerle paylaştıklarının ve onu diğer kişilerden farklılaştıran ayrıntılarının bilincinde olmasıdır.

Kendimizi önce başkalarında görüp tanırız. Bu nedenle çevremizdeki başka insanlara «ayna benlik» diyebiliriz. Bu, başkalarının bireyin kendisine karşı davranışlarında yansıyan benliğidir. Öz benliğin oluşumu, kişinin kendisini başkası tarafından görülen bir konu, bir şey olarak tasarımlamasıyla gerçekleşir. Başkalarının bizi nasıl gördüklerini, tepkilerimizi ve yanıtlarımızı nasıl yorumladıkları hakkında kendi kendimize bir hüküm veririz. Başkalarının oluşturduğu aynada kendimizi görürüz.

Toplumsallaştırıcı araç, bütünüyle toplumdur. Bireyin ilişki durumunda olduğu diğer kimseler ve gruplar toplumsallaşmayı gerçekleştirirler.

Toplumsallaşma, durgun ve yeknesak bir süreç değildir. Birey, birçok araçla toplumsallaşır. Belli başlı toplumsallaşma kurumları, aile, akran grubu, yurt, kitle iletişim araçları, okul, dinsel kurumlar, gençlik hizmetleri örgütleri, iş örgütleri, siyasal ve ekonomik kurumlardır. Toplumsallaşma; iletişim, işbirliği, katılma ve toplumsal çevre ile gelişir.

Toplumsallaşmada Cinsel Rol Farklılaşması

Aile içinde kız ve erkek çocuklara farklı davranılmaktadır. Çocuklar daha dört yaşında iken cinsiyet kimliğine ilişkin bir bilince sahip olmaktadırlar. Çocuklar edindikleri deneyimler sonucu rollerini içselleştirmekte ve bunları kişiliğinin bir parçası saymaktadır.

Ebeveynlerin çocuklarına uyguladıkları farklı muamele, onlara sağladıkları eğitim fırsatlarında da kendini gösterir. Ailenin ekonomik durumu iyileştikçe ve eğitim düzeyi yükseldikçe her iki cinsiyetten çocuğa eşit düzeyde eğitim sağlama olanağı artmaktadır.

Kızlar genellikle, öğretmenlik, sekreterlik, hemşirelik gibi düşük saygınlıklı olarak algılanan, ev kadınlığı rolü ile çatışmayan mesleklere yönelme eğilimdedirler. Erkekler ise, iyi kazanç getiren, riski olan ve ilerlemeye olanak veren mesleklere yönelmektedirler. İşleri planlama, başkalarını yönetme, yetki ve sorumluluk sahibi olma, başkaları ile yarışma erkek çocuklarda gözlenen başlıca meslek değerleridir.

Kadınlar, erkeklerle yarışmayı gerektiren mesleklerde kendileri için başarı şansı görmemekte, meslekte ilerlemeyi genellikle yaşam hedefi olarak benimsememektedirler. Bunun temel nedeni ise, kendilerini birinci derecede ev kadını olarak algılamalarıdır.

Dinsel Toplumsallaşma
Din, öncelikle bir eğitim öğretim sorunudur. Ayrıca bütün toplumlarda eğitim, uzun yıllar tamamen dinsel bir karakter taşımıştır.

Dinsel toplumsallaşma, çocukluk döneminde çok hızlı gerçekleşir. Önce ailede başlar, sonra akrabalık, komşuluk, arkadaşlık, köy-kent, meslek çevreleri, okul, cami, Kur’an kursu, medya gibi etmenler önemli rol oynar. Ebeveynler, dinsel yaşayış konusunda çocuklarına örnek oluşturur. Çocuklar aile içinde ilk dinsel bilgilerini alırlar, dinsel törenleri ve duaları öğrenirler.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir